Erkeğin kadın üzerine baskısı Sümerler'de yazının bulunmasıyla, o dönemin tapınak rahiplerinin erkekler çıkarına yasalar koymasıyla başladı. Önceleri kadın, Tanrı'nın özelliklerini taşıyan toprak gibi yaratıcı, koruyucu, kutsal görülürken, sonraları dinler aracılığı ile, bu özellik erkeğe aktarılarak, kadın yalnızca erkeğin yaratıcı dölünü taşıyan bir araca dönüştürüldü.
Kutsal kitaplarda kadının erkeğe hizmet için yaratıldığı anlatılarak kadın tutsak edildi.Tarıma saban gibi toprak işleyen işgeçler girince bunları kullanan erkek; ürünü, toprak mülkiyetini eline geçirdi. Kadın, beslenen konuma getirildi. Güç erkeğin eline geçti.
Yasalarda erkekler öne çıkarıldı, yönetimde, seçme ile seçilmede kadın yok sayıldı. Kadın alış verişten uzak tutuldu, akça (para) erkek eline geçti, toprak da. Erkek bununla yetinmedi: işi sağlama bağlamak için, kutsal kitapların Tanrı'ca indirildiğini, bunun bir Tanrı buyruğu olduğunu söyleyerek kadının karşı durmasını engelledi.
Kuran'ı incelediğimizde Muhammed'in Allahı hep erkeklere hitap ederek konuştuğunu görecek, Erkeklere bir çok ayetinde cenneti anlatırken bir ayetini bile kadınlara göndermemiştir.
Örtünme, kadının "ikincilliğini" savunan bir Tanrılı beş büyük inançdaki tümü erkek olan "Tanrının Elçilerince" uygulamaya sokuldu. Bunlar; Yahudilik, Budizm, Konfüçyüsçülük, Hıristiyanlık ile Müslümanlıktı. Tümü de birbirini izler biçimde kadını erkeğin yardımcısı olarak tanımladı. Artık Tanrı adına, kadın için erkek konuşuyor, erkek karar veriyordu. Tanrı ise "baba" takma adıyla erkekleştirildi. Peygamberleri erkeklerden gönderdi. Doğal olarak kadın "ikinciliğe" düştü. Oysa erkeği de, dişiyi de yaratan Tanrı gibi "kadındı".
Süre içinde erkek kadını öyle bir oyuncak konumuna sokmuştur ki, Heredot'a göre, Babil'de her kadının evlenmeden önce tapınakta bir erkekle yatması gerekmektedir. Böylece, tapınaklar sözde kendini Tanrıya adayan fahişeliğin yapıldığı geneleve dönüşmüştür, erkekler için.
Bu gelenek sonra Asur'lara geçmiş, bu günki Türkiye'de tapınaktan çıkıp geneleve dönüşmüştür.
Muazzez İlmiye Çığ 'a göre Sümer'de kadınların evlenmesinde bekaret aranıyordu. Sümer kadını evlendiğinde önceden delinmiş ise, kocasından boşanırken ortak edinçlerin yalnızca yarısını alabiliyordu. Bu gelenek bugün Katoliklerce sürdürülmektedir.
Kendi vücudunu Tanrı adına Tapınaklarda erkeklere adayan kadınların diğerlerinden ayrılmaları için dışarıya çıktıklarında başlarını örtmeleri gerekirdi. DÖ 1600 yıllarında bir Asur kağanının koyduğu yasa ile iş bu kez örtünme kapsamına, bütün evli ile dul kadınlar alınmış, kızlar ilesokak fahişelerine başını açma yasağı getirilmiştir. Sevişmeye tapınma ile kutsallık anlamı yüklenmiştir. Bu gelenek Babil'liler, sonra Asur'lular yoluyla Filistin'liler, oradan da İsrail'e geçmiştir. Sonra da tümü Orta Doğu'da doğan bir Tanrılı dinlere geçmiştir."Peçe" İslamiyetten önce Ortodoks Doğu Roma'da (Constantinopolis'te) kullanılmıştır. Bugün bile Ege Adalarında kapkara peçelerin içinde dolaşan "Rum Ortodoks" kadınları vardır.
Sonra bu gelenek Hıristiyanlıktan İslamiyete bulaşmıştır.Hıristiyan rahibelerinin tepeden tırnağa kapalı olması da eski Sümer, Asur fahişe geleneğinin izleridir.İşte böyle.
Ne İran'ın, ne de Arabistan'ın bir Atatürk'ü yoktu. Atatürk eski Sümer ile Asur geleneklerinden İslamiyet'e yansıyan kapanma geleneğini kaldırdı. Kadını, erkeğe hizmet eden bir varlıktan çıkarıp, erkeğin koşullarını üleşen uygar bir konuma getirdi. Erkeğin dayatmaları ile kadınlarımız yine tutsaklaştırılıyor. Yasa koyucular, din bilginleri susuyor. Siyasiler, gericiler at koşturuyor.. Cumhuriyetle kazanılmış olan eşitlik yitiriliyor.. Bu bir oyun değil bir gerçek. Baskıyla kapanmaya karşı, Sindirilmiş, inandırılmış, konu hakkında cahil bırakılmış kadınlarımız sessiz kalıyor. Bu sessizlik sürerse Ne anlamı olduğu, ne işe yaradığını bilmeden siz de kapanacaksınız.
Aynı İran'daki gibi.
İsteyen kapansız, kapanmak isteyen özgür olsun. Kapanmanın ne olduğunu bilerek....

